VELADETİ AHMEDİYE (sav)  | NevzatHan.Com

VELADETİ AHMEDİYE (sav) 

MAKALELER 21 Şubat 2018 - 22:59 102 KEZ OKUNDU 0 YORUM YAPILDI

VELADETİ AHMEDİYE (sav) 

VELADETİ AHMEDİYE (sav) 
Varlık adına ilk senin nurun yaratılmıştı. Muhabbetinden ötürü reşhalar cihanın dört-bir yanını velveleye getirmiş, kader kalemlerinin çızırtıları çoktan duyulmaya başlamıştı. Subûhat-ı vecheden taşan azamet nurları herkesin ruhlarına inzimam etmişti. Artık melekût alemin sakinleri, sidretûl müntehaya doğru pervaz ediyordu. Nasût alemin sakinleri, Fahr-i Kainatın Efendisini (sav) bekliyordu. 
O güzel cennet hayatından talihsizce kovulan Adem'in (as) gözyaşlarına tercüman oluyordu. Zira cennetin kapısında Lâ ilâhe illallah, Muhammedûn rasulallah kelime-i tayyibesi hatasına keffaret oluyordu. 
Zulümler altında inleyen Nuh (as) için sefine olmuştu. Gayri aşuradan başka tat verecek, arkasında hiçbir şey bırakmamıştı. 
Nemrudun ateşine karşı İbrahim’e (as) serinlik ve eman diliyordu. Geriye dönüp baktığında tek başına bir ümmet olduğundan, halilullaha zaman ötesi alâka gösteriyordu. 
Yolunu kaybetmiş Mûsa’ya (as) Tûr’da nûr ve rehber olup, Firavuna karşı pazusunu güçlendiriyordu. 
Ruhlara üfleyen İsa (as) ile arşı âlâya yükseliyordu. 
Tüm alemdeki sancılar birbirini kovalayınca muhabbet aşkıyla yanan gönüller, Mekke'nin bağrında veladetiyle müşerref oluyordu. 
Sen arzda tûlû edince, zulüm paletleri altında inleyen masumların yüzlerinde gülümsemeler olmuştu. 
Senin alâka gösterdiğin topraklar yeşeriyor, binekler alabildiğine süratli gidiyor, inekler varını / yoğunu süt kovalarına döküyordu. 
Hutbe verirken dayandığın tahta direk, ayrılıktan ötürü yavru deve gibi böğürüyordu.
Seni görmediği için Sevban iki ayda solgun hale geliyordu. 
İffet abidesi Aişe (ra); “Yusuf'u görenler parmaklarını doğradı! Efendimi (sav) görselerdi, bıçakları sinelerine saplardı!” diyerek aşkını ilan ediyordu.
Abdullah ibni Revaha (ra); “Secdesinde Allah mutecelliydi…” sözüyle senin ne kadar azim bir ahlak üzerine yaratıldığını beyan ediyordu! 
Mi’raç yolculuğunda Cibril (as) dahi sidreden öteye geçmemiş, muhabbet fedaisini (sav) Sahibiyle (cc) başbaşa bırakmıştı! 
“SEN OLMASAYDIN, EFLAKI YARATMAZDIM” hakikati ayrı bir derinliğe ulaşmıştı! 
İnsanlığın kurtuluşu için VARLIĞIN EN GÜZELİNİ bırakıp, zilletin her türlüsünün yaşandığı arza geri dönmüştünüz. O ne muazzam fedakarlık…
Zira yeryüzüne tenezzül ettiğinde “BIZ SENİ ALEMLERE RAHMET OLARAK GÖNDERDİK” beyanları her tarafını alabildiğine kaplamıştı. 
Sana müteveccih gönüllere “HARİSUN ALEYHİM BİL MÛMİNİNE RAÛFUR RAHİM” iltifatıyla yaklaşıyordunuz! 
Hendek savaşında herkes ümidini yitirirken, güzel günleri müjdeliyordunuz! (Kisranın / Şam’ın anahtarlarından bahsediyordunuz…)
Hudeybiyede geri gönderdiğin yiğidi belki hergün onlarca defa kalbinde tutup, vermek istemiyordunuz! 
Ayrılık hasretiyle Mekke'ye girecek ve bir daha kimseye yâr etmeyecektiniz. 
Birgün Aişe’ye (ra) “KAVMİNDEN ÇOK ÇEKTİM” demekten başka bir söz etmeyecektiniz! 
Halbuki onlar başına deve işkembesi koydular. Panayırlarda hakaretler savurdular. İnananları adeta çarmıha gerdiler. 3 sene her türlü hakaret ve zulümlerle boykot ettiler. 
Taif'te işbirlikçileriyle taş yağmuruna tuttular. Habeşistan’a gönderdiklerine türlü tecavüzlerde bulundular. Yetmedi hicret yolunda mallarına el koydular. Kinlerinden ötürü defaatle Medine önlerinde harp ettiler. 
Günler var ki; müslümanların karnı doymuyor diye açlıktan peşi sıra oruç tutuyordunuz! Birgün Fatîma’ya (ra) et getirmişlerdi. Sana en cok benzeyen kızcağızın but parçası takdim etmişti. Besmele ile bir parca almış ve şunu söylemiştiniz: 
“Kızcağızım babanın midesine 3 gündür şu et parçasından başka birşey girmedi…”
Eşin Aişe’ye (ra) iftira ettiler. Kan gövdeyi götürmesin diye herkesi sükunete davet ettiniz. Olayın failleri ortaya çıkınca sadece Allah'ın hukukunu tatbik ettiniz. 
Ganimetleri dağıtırken, aklından zoru olan birisi yakanızı çekerek, boğazınıza zarar vermişti! Size adil olmadığınızı söylemişti! Sizde ona acı acı gülümseyerek : "BEN DE ADİL OLMASAM, KİM OLABİLİR ?" demiştiniz! 
Ya Rasulallah (sav) cihanın dört-bir yanında günahlarına ağlayan Ademler var. 
Zulmün paletleri altında inleyip, hicret eden Nuhlar var. 
Hergün ayrı bir ateş parçasında kavrulan İbrahimler var. 
Firavunun kundakta doğradığı Musalar var. 
“Rabbim Allah" dedikleri için kurban edilen İsmailler var. 
Gönüllere lillah duygusunu üfledikleri için çarmıha gerilen İsalar var. 
Cihana NAM-I CELİLİ MÛHAMMEDİYİ GÖTÜRMEK İÇİN YOLA ÇIKAN MUHABBET FEDAİLERİNİ HENDEKLERDE BOĞMAK İSTEYEN TALİHSİZLER VAR… 
Bizler seni hep sevdik ve hep seveceğiz. İnan gözlerimiz yollarda kaldı. Hep kutlu gecenin perde arkasında iltifatınızı bekleriz. 
Bugünlerde seni çok aradık YA RASULALLAH… 
Hz.Osman'ı muhasara ettiklerinde yakazada ziyaret etmiştiniz. "Dilersen ehlinle, dilersen bizimle iftar et" buyurmuştunuz. 
Bugün cihanın dört-bir yanında inan milyonlarca gönül senden bu daveti beklemektedir… 
NE OLUR BİZİ SAHİPSİZ BIRAKMA! 
NE OLUR BİZİ SAHİPSİZ BIRAKMA! 
NE OLUR BİZİ SAHİPSİZ BIRAKMA!

 



Sabahattin Özer
sozer@gmail.com

1 Nisan 1975 Doğumlu İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Mezunuyum..

BU KONULAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

İSLÂM’DA NİKÂH VE CAHİLİYE MÛTASI 

İSLÂM’DA NİKÂH VE CAHİLİYE MÛTASI  İnsanın varlığı; bir elmanın ...

HAK YOLUNDA ARİFANE DUYGU VE ALİMLER

Bir insanin hayati dolu dolu yasayabilmesi icin kendi varolan cevheri idrak etmesi gerekir. ---"...

Kerbala’nın Düşündürdükleri

Kerbala'nın Düşündürdükleri  

TEVHİD – EHLİ NECAT 

Kainatın desenleri / reşhaları / şuaları vs bizlere verasındaki nice hakikatleri göster...

BU MAKALEYE YORUM YAP

BU YAZIYA YORUM YAP