TEVHİD - EHLİ NECAT  | NevzatHan.Com

TEVHİD – EHLİ NECAT 

MAKALELER 28 Ocak 2018 - 15:07 62 KEZ OKUNDU 0 YORUM YAPILDI

TEVHİD – EHLİ NECAT 


Kainatın desenleri / reşhaları / şuaları vs bizlere verasındaki nice hakikatleri gösterir! Öyle ki; yeryüzündeki nehirler / ağaçların dalları / insandaki damarlar vs birbirine benzer ve hayatın devamlılığını sağlayan birer abû hayat iksiridir! 
Herbir canlının desenleri / kokuları / renkleri / duyguları / sesleri / parmak izleri farklı olduğundan anlarız ki; herşeyi ilminde bilip, irade eden zatin kudret kalemlerinden Halîk ismiyle ortaya çıkmış eserlerdir! 
Herşeyi tüketip, hücrelerde birşeye dönüşmesiyle tüm kainatın, herşeyi yaratan bir Zat'a delalet ettigini idrak ederiz! Zira birşeyi her şeye dönüştüren veya her şeyi tek bir şeye indirgeyen zatın, varlık alemindeki tüm mahlukatın yegane sahibi olması gerekir.
Türlü türlü ihtiyaçlarımızın bir merhamet sahibi tarafından suhuletle derc edildiğini görerek, O zata karşı muhabbet besleriz! Acaba herşeyi harikulade güzellikler içinde vâz eden bu Rezzak-ı Kerim kimdir? 
Hz.İbrahim (as) gibi meşhergâhı aram eyleriz! Kâh gece gördüğümüz yıldız ve aya, kâh gündüz gördüğümüz güneşe alâka gösterir, gece veya gündüzün batıp-gitmelerinden anlarız ki; onlar bizim ilahımız olamaz. 
Akaid imamlarından İmam Maturidi'ye (ra) göre insan, kainatın bir yaratıcısı olduğunu kabul etse ve adını dahi bilmese HANİF dini üzerinedir! 
İmam Ebul Hasen El Eşari'ye (ra) göre başka bir din (veya ideolojiyi) dahi kabul etmese yinede HANİF sayılır! 
İnsan kendisine verilen akıl / his / kalp / ahva / sır gibi meyiller ile kainatın rabbini Hz.İbrahim (as) misali aramalıdır! 
Allah (cc) kudsi hadiste : "Kulum bana bir adım atarsa, ben ona yürürüm. Şayet yürürse, ben ona koşarım. Bir noktadan sonra onun gören gözü / işiten kulağı / yürüyen ayağı olurum"! 
Baska bir kudsi hadiste Allah "razı olduğu şeylere karşı kalpte hoşnutluk, razı olmadığı şeyler içinde tiksinti duygusu vermiştir" 
Diğer bir kudsi hadiste "ilmiyle amel edene, Allah (cc) bilmediğini öğretir" buyurarak insanların hakikat yolunda atacakları adımlarla sahili selamete gidebileceğini beyan eder! 
Asrı saadet döneminde bir sahabi; "ya Rasûlallah (sav) cahiliye devrinde tam 360 çocuğu gömülmekten kurtardım. Bunların hepsi (sevap yönünden) boşuna mı gitti?" dediğinde, Efendimiz (sav); "seni İslâm'a yaptığın bu güzellikler getirdi" buyurmustur! 
Bugün Islamiyetin hâlâ kâmeti kıymetine uygun olarak gitmediği dünyada birçok bölge var! Uzak doğuda Islam dini, medyadaki görüntülerinde maalesef etkisiyle "kan dökücüler" olarak görülüyor! Orta Amerika / Uzak Doğu / Sibirya'nın birçok bölgesine hatta Avrupa'daki birçok şehire müslümanlık ya medya seviyesinde veya çok kötü temsilcileriyle ulaşmıştır! 
1. Cihan harbinde esir düşen Bediuzzaman Said Nursi Rusya Kastrama'da (Moskova'ya 120km mesafede) 3 yıl kalmış ve İstanbul'a firar ettiğinde, İslam'ın bilinmediği ve olması gerektiği seviyede ulaşmadığı bu bölgelerin FETRET dönemi yaşadığını, hatta 2. Dünya savaşında ölenlerin EHLI NECAT olabilecegini soyler! (Burada ihtimal ehli necat der, kesinlik yok)! 
Londra'da 20 sene her gece teheccüd namazı kılan Muhammed İkbal Pakistanlılara (Urdulu) "İngilizlerin kafası müslüman, kalpleri kafir! Pakistanlıların (Urdulularin) kalpleri müslüman, kafaları kafir!" demesi manidardır! 
Zira son 3 asır İslâm alemi medeniyet adına birşey ortaya koymadığı gibi müslümanlık ahlakı adına da kafirlere layık görülen tembellik / aldatma / adam kayırma / hortumculuk / hilekârlık / yalan söylemenin her çeşidini de yapmaktan geri durmuyor! 
— Şimdi size soruyorum? 
– Siz amazonda dünyaya gelseydiniz, İslam'ı nereden duyacaktınız? 
– Pekiyi müslümanlar olarak, hakiki manada İslâm'ı o beldelerde duyurma adına ne sundunuz? 
– Sadece elde bir kitapla tebliğin ne esprisi var? 
– Sizede başka dinlerin tebliğcileri bu şekilde gelseydi şayet onlara ne kadar ilgi gösterirsiniz? 
– Acaba İslâm dinini doğduğunuz topraklardan ötürü mü kabul ettiniz? Yoksa uzun bir araştırmadan sonra mı tercih ettiniz?
– Hangi dinleri inceledikten sonra İslâm'ı seçtiniz? 
– Gerçekten İslâm adına kalp yamaçlarında hangi hakikatlere sahipsiniz? 
– Medyadan duyduğunuz bir dini araştırma gereği duyar mısınız? 
– Müntesiplerinin intihar komandosu veya tembel insanlardan neşet eden kimseler olarak duydugunuz bir dine ne kadar alaka gösterirsiniz? 
Kendilerini mümin olarak ifadelendiren bedevi bir topluluğa Kur'an-ı Kerim; "hayır onlar mümin değil, sadece İslâm (müslüman) oldular!" buyurarak bir hakikati işaret etmistir! 
Evet! Bizler namaz kılıp, oruç tutarak müslüman oluruz! Mümin olmak ise akli ve kalbi planda herşeyin rabbine kayıtsız/şartsız iman etmektir! Bu iman, idrak adına gönüllerde tüllenmedikçe bedevilerden farklı olmayız! 
Akaid imamlarına göre EHLİ FETRET olan ve kainatın bir yaratıcısı olduğunu kabul eden, İslâm'ın kendisine layıkıyla ulaşmadığı, ayrıca hiçbir din ve ideolojiye inanmayan kişiler Zeyd Ibni Amir ve Kuss Ibni Saide gibi HANİF sayılır! 
Pekiyi bu insana İslâm ulaşmadığı halde Hristiyanlık ulaşmış veya tahrif olmuş bu dinde Hz.İsa'nın (as) getirdiği hakikatlere iman etmiş, yani "Allah birdir, İsa (as) O'nun peygamberidir, İncil'de mahiyet itibariyla O'nun kitabıdır" dediği taktirde bu kişi yine Varaka bin Neffel gibi HANİF sayılır! 
Hz.Muhammed'e (sav) ilk vahyler geldiğinde eşi Hz.Hatice (ra) bu meselelere hristiyanlıktan ötürü vakıf olan akrabası Varaka bin Nevfel'e hadiseyi sorar. Varaka onu Hz.Muhammed'in (sav) peygamberliğiyle müjdeler. Dikkat edilirse Varaka bin Nevfel Hz.Muhammed'in (sav) peygamberliğine iman etmiştir.
NOT = İncil mahiyet itibariyle Allah'ın kelamı olup, yazıya dökülmüş hali tahrif edilmiştir. Mahiyeti ise Allah'ın ezeli sıfatından ötürü mahluk olmadığı için tahrif edilemez! 
Pekiyi Hanif dediğimiz bu insanlar güzel amellerinin karşılığı olarak İslâm beldesine bir vesileyle (ticari / turistik / okul gezisi / şifa bulma vs) gitseler veya kendilerine Allah'ın sevdiği kullarından birileri bir vesileyle (dernek / panel / festival / okul / gezi / ticaret vs) gelirse durumları ne olur? 
Eğer İslâm adına ciddi bir bilgiye ulaşmış ise artık İslâm kendisine ulaşmış ve kabul etmek zorundadır! Zira Kûr'an-ı Kerim'de kendilerine gelen peygamberi reddettikleri için kafir durumuna düşen Yahudilerle ilgili ayet bulunmaktadır. 
"Ellerindekini (Tevrat) tasdik etmek üzere onlara Allah tarafından bir kitap geldiğinde, önceden inanmayanlara karşı onunla yardım istedikleri bu şeyi (Kûr'an) inkar ettiler. İşte bu nedenle Allah'ın laneti kafirleredir" (Bakara 2/89)
Burada dikkat ederseniz şayet (rasûl ve) kitaptan önce Allah'a imanlarının olmasına rağmen, (nebi ve) kitabı reddettikleri için artık kafir olmuşlar! Aynı şey hanif düşüncesine sahip insanlar içinde geçerlidir.
İbni Ebi Salt şiirlerinde hep bir peygamberin zuhur edecegini beyan eder. Lakin Hz.Muhammed (sav) peygamberliğini ilan ettiğinde onu kabul etmemiştir! Rasûlü Ekrem (sav) onun için "ŞİİRLERİ İMAN ETTİ AMA KENDİSİ ETMEDİ" – "İMAN EDE YAZDI" buyurmuş, hatta küfründe devam etmesine rağmen Medine'de onun şiirlerini okutmaya devam etmiştir! 
Günümüzde "LÂ İLÂHE İLLÂLLÂH DEYİN KURTULUN" hadisini yukarıdaki sözler açısından nasıl anlamalıyız? 
İslâm kendisine ulaşmadıysa tek bir ilahı kabul etmesi yeterli iken İslâm hakiki manada ulaşmış ise artık yeterli değildir! 
Bugün müslümanlığın pek olmadığı Kamboçya / Kolombiya / Kore / Surinam / Malavi gibi beldelerde bir insan EHLI FETRET olabilir fakat Mısır / Türkiye / Endonezya / Suudi Arabistan gibi beldelerde gayrı müslimler EHLI FETRET olamazlar! Zira içimizde tek-tük de olsa İslâmi güzellikleri yaşayanlar var! 
Meselenin kırılma noktasını Efendimiz'in (sav) Ebu Talib'e; —amcacığım hiç olmazsa "Lâ ilâhe illâllah" deki sana şefaat edeyim! — sözü oluşturmaktadır! 
— Burada Kûr'ani üslup açısından Ebu Talib'e kitap ve peygamber geldigi icin sadece LA ILAHE ILLALLAH yetmez (Allah'u alem)! 
Efendimiz (sav) bize tebliğde bir usul vazetmektedir! 70 sene putperestliğe şartlanmış bir insan ile inadını kırma noktasında adeta pazarlığa oturur ve iki merhalede imana yürümek ister! 
Ebu Talib ilk aşamada Allah'ın herşeyin yegane ilahı olduğunu kabul ederse şayet ikinci aşamada peygambere iman meselesi çok daha kolay olacaktır! Buna rağmen Ebu Talip ona da gelmez ve atalarının dini üzerine ölür! Kûr'an-ı Kerim iman etmeyenlere tıpkı Hz.İbrahim'in (as) babası gibi şefaat edemeyeceğini belirterek faslı kapatır! 
Allah Rasûlü (sav) Ebu Talib'te olduğu gibi Taif'te söz sahibi Beni Sakif kabilesinde de iki aşamalı bir strateji izler. Hz.Muhammed (sav) hem devlet başkanı hem peygamber olarak kendilerine tabi olmalarını teklif eder. Beni Sakif namaz kılmayı kabul eder ama zekat (vergi) ile orduya asker vermeyi kabul etmez. Kısacası Beni Sakif İslâm devletinin varlığını kabul eder ama himayesine girmek istemez. Ashabı kiram Hz.Muhammed'in (sav) bu antlaşmayı kabul etmesine hayret eder. Rasûlü Ekrem (sav); "onlar zekatta verecekler harbede iştirak edecekler" sözüyle mukabele etmişti. Diğer taraftan Beni Sakif İslam dinine girerek, namaz kılacaklarını belirtirler. Tabii Taif dış saldırılara karşı İslam devletinin himayesine girmenin haddizatında harplere iştirak ederek ganimetten pay almanın cazip olduğunu görerek daha sonra kendi istekleriyle kabul ettiler. Bu şekilde Allah Rasûlü (sav) maksadına iki celsede ulaştı. 
İslâm medeniyeti onun 23 senelik risaletinde içki 4, zina 3 olmak üzere birçok husus birkaç merhalede tamamen yasaklanmadı mı? Toplumdaki değişim-dönüşüm tebliğde de yer yer uygulanmıştı! 
Günümüzde bazı kesimler yurtdışında sadece müslümanlara ait tebliğ metodlarına sahip olup, gayrı müslimler için yaşayarak temsili manada davetleri bulunmaktadır! Yurtdışında gördüğüm birçok cemaat kendilerine gelen gayrı müslimlere namazın nasıl kılınacağını anlatmaktadır! 
Pekiyi insan inanmadığı bir dinin gereklerini neden öğrensin? 
Bu tür yapılar gayrı müslimlere karşı hiçbir tebliğ tecrübesi ve İslâmi tebliğ metodları olmadıkları halde, onların kalplerini İslâm'a ısındırmak isteyenlere sert tepki gösterirken, bazılarıda ölçüyü kaçırarak müslümanlarla birlikte yaşayanlara dahi ehli necat gözüyle bakmaktadır! 
Kalplerin İslâm'a ısındırılması (müellefe-i kûlûb) diğer yönüyle tebliğ kıyamete kadar devam edecektir! Imam Şafii ve Hasan Basri hazretlerinin nesh dedikleri bu ayet içindeki bölüm cumhuru ulema dediğimiz ekser imamlara göre nesh değildir! 
BKZ = İSLÂM'DA NESH MESELESİ
Maalesef müslüman aleminde ancak avamlara alimlik yapacak seviyede entellektüellikten uzak bir sığlığa sahibiz! Zira o kadar kutup / gavs / müçtehid / müceddid / mehdi dedikleri kâmeti balalar var ise İslâm aleminin bu hercû merc hali nedir?



Nevzat
nevzathan01@hotmail.com

Webmaster | Sosyal Medya Uzmanı | Haber ve Medya Yöneticisi | Wordpress Developer | İyi Aile Babası | ♠♠ Amaçları Olmayan İnsanlar Amaçları Olan İnsanların Araçları Olurlar ♠♠

BU KONULAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

İSLÂM’DA NİKÂH VE CAHİLİYE MÛTASI 

İSLÂM’DA NİKÂH VE CAHİLİYE MÛTASI  İnsanın varlığı; bir elmanın ...

VELADETİ AHMEDİYE (sav) 

VELADETİ AHMEDİYE (sav)  Varlık adına ilk senin nurun yaratılmıştı. Muhabbetinden ö...

HAK YOLUNDA ARİFANE DUYGU VE ALİMLER

Bir insanin hayati dolu dolu yasayabilmesi icin kendi varolan cevheri idrak etmesi gerekir. ---"...

Kerbala’nın Düşündürdükleri

Kerbala'nın Düşündürdükleri  

BU MAKALEYE YORUM YAP

BU YAZIYA YORUM YAP